Nâzım Hikmet’in Bursa Yılları Nâzım Hikmet, Bursa Cezaevi’nde iki kez hapsedildi: ilki 1933’te, ardından 1940’ta. Bu şehir, onun için yalnızca duvarlarla çevrili bir zindan değil; dağlarıyla, ağaçlarıyla, rüzgârlarıyla bir bekleyiş mekânıydı. “Yedi yıldır Uludağ’la göz göze bakışır dururuz” dizesinde, umutla sabrı aynı pencerede tutuyordu. Küratör Emre Zeytinoğlu, sergiyi hazırlarken Nâzım Hikmet’in politik duruşunu, sanat anlayışını ve özel yaşamını birbirinden ayırmadan bir “karakter bütünlüğü” içinde ele aldıklarını söylüyor. “Nâzım’ın şiiriyle aşkı, resmiyle umudu, düşüncesiyle yaşama sevinci arasında duygusal bir akış var,” diyen Zeytinoğlu, bu yapının sergiye de yansıdığını vurguluyor. Ona göre, Nâzım Hikmet’te hayatın farklı alanları — arkadaşlıkları, aşkları, hasretleri, anıları, şiirleri ve resimleri — politik baskılar ve zor koşullar altında bile duygusal bir temelde buluşur. “Ortaya koyduğu karakter gerçekten şaşırtıcıdır,” diye ekleyen Zeytinoğlu, bu sergiyle şairin hayatının bu çok katmanlı yapısını görünür kılmayı amaçladığını belirtiyor. Bu yaklaşım, sanat yönetmeni Savaş Çekiç’in mekân tasarımıyla birleşerek izleyiciye hem görsel hem de duygusal açıdan güçlü bir deneyim sunuyor. Tayyare Kültür Merkezi’ndeki sergide ise Asaf Zeki Yüksel, Ayşe Yaltırım, Hakan Gürsoytrak, Huri Kiriş, İrfan Okan, Memet Güreli, Metin Karayağız, Murat Germen, Mustafa Horasan, Mustafa Orkun Müftüoğlu, Nalan Yırtmaç, Neslihan Pala, Savaş Çekiç, Selçuk Fergökçe, Sezai Özdemir, Taner Güven, Umut Germeç, Ümit Öztürk, Veysel Kurucu, Yalçın Karayağız, Yonca Karayağız ve Zeynep Özdemir’in yapıtları yer alıyor. Sanatçılar, Nâzım Hikmet’le kurdukları kişisel ve düşünsel bağları yağlı boya resim ve heykelleriyle yorumluyor. Bu eserlerin önemli bir bölümü Ahmet Merey Koleksiyonu’ndan seçilerek sergi mekânlarına taşınmış. Yağlıboya portreler, heykeller ve çeşitli malzemelerle üretilmiş çalışmalar aracılığıyla sergide Nâzım’ın hem fiziksel sureti hem de ruhsal dünyası yeniden şekilleniyor. Etkinlik danışmanı Atilla Birkiye sergiyi “Nâzım bizim hem direncimiz hem duygusal alanımız. Ne yapsak eksik kalır,” sözleriyle özetliyor. Bursa Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi Başkanı Şafak Baba Pala ise iki mekâna yayılan sergiyi “kentin belleğinde kurulan bir köprü” olarak görüyor: “Nâzım’ın Bursa’daki geçmişiyle bugün arasında bir bağ kurduk. Bir şairin gözünden bir kentin ruhunu yeniden okuduk,” diyor. Şöyle devam ediyor: “(…) Nâzım Hikmet bence bu kenti sevmiştir, diye düşünüyorum ama elbette bunu kanıtlayamam. Sevmemiş olsa bile, bu kente çok emek vermiştir. Bursa havlusu dokumuş, pırıl pırıl Bursa ipeğinden bahsetmiştir mektuplarında, şiirlerinde. Ayna dökmüştür bu kentte. Dünya şairi Nâzım Hikmet hem sözüyle hem cismiyle ayna olmuştur Bursa’da. Piraye’ye yazdığı bir mektupta eğer özgür olursa, en azından savaş bitinceye kadar Bursa’ya yerleşmekten, yarım kalan kitaplarını Bursa’da bitirmekten ve dokuma tezgâhlarını iki katına çıkarmaktan söz eder. Nâzım Bursalıdır aslında. Memleketimden İnsan Manzaraları, Kuvâyi Milliye ve Saat 21-22 Şiirleri de Bursalıdır. Ne gurur.” “Bu kentin Nâzım Hikmet’e bir borcu var ve bu borç bir yıllık bir çalışmayla ödenemez elbette…” Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim sergisi yalnızca belgelerden ya da sanat eserlerinden ibaret değil; aynı zamanda bir hafıza mekânı… Nâzım’ın ressam Balaban’a yazdığı dizeleri, Piraye’ye mektupları, cezaevi avlusundan Uludağ’a bakarken kurduğu hayaller… Hepsi büyük bir özenle sunuluyor. Ve sergi boyunca bir fısıltı gibi dolaşan bir dize ziyaretçilere eşlik ediyor: “Memleket toprağındadır kökü / Bedrettin gibi taşır yükü / yatar Bursa kalesinde…”
Haber
calendar_today 28 May 2025
Nâzım Hikmet’in Bursa Yılları
feed Diğer Haberler
Daha fazla haber için blog sayfasına göz atın.
Blog'a Dön